← Geri Dön

İki Arkadaş Fâtih Yolunda


Mehmet Akif Ersoy
Mehmet Akif Ersoy
DoğumMehmed Ragîf 20 Aralık 1873 ( 1873-12-20 ) İstanbul , Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm27 Aralık 1936 (63 yaşında) İstanbul , Türkiye
Defin yeriEdirnekapı Şehitliği , İstanbul
Takma adlarİstiklâl Şairi, Millî Şair
MeslekŞair , muharrir , baytar , muallim , milletvekili
MilliyetOsmanlı , daha sonra Türk
DönemOsmanlı dönemi Cumhuriyet dönemi
Önemli eserlerİstiklal Marşı , Safahat
Evlilikİsmet Hanım ( e. 1898; ö. 1936)
Çocuklar5

– Vapur yanaştı mı?
– Çoktan!
– Demek ki Köprü’deyiz...
– Aman, şu yolcular insin! ..
– Fakat bilir misiniz,
Yadırgıyor, hani, insan o eski tekneleri!
“Yanaş” denildi mi, nazlım, gider gider de geri,
Gelince hışm ile bir tos vururdu Köprü’ye ki:
Zavallının deşilen karnı sağlam altı çeki
Odun yutar da biraz sancıdan bulurdu aman...
– Hekim getirmeye koşsan, hekim de yok o zaman!
– Tımarcılar, bereket versin, usta şeylerdi:
Elinde balta, gelir, üç keser, beş eklerdi...
“Dayan o yanki başından Ömer! Tutundu Memiş! ”
Bakardınız ameliyyâta çarçabuk bitmiş!
Amasra sâhili çok eski bir müessesedir;
Uşakların topu cerrâh olur... Hemen kestir!
Bugünden ormanı göster kılağlı baltasına:
Temizleyip çıkıversin, bırakmasın yarına!
– Biraz da dikmeyi öğrenseler..
– Adam sen de!
Düşündüğün şeye bak... Sen şu ilmi öğren de...
– O ilme hiç diyecek yok: Müfâdı kat’îdir!
Ulûm-i sâire sun’î, o, pek tabî’îdir.
– Ne var ki: Kalmadı tatbîk için müsâid yer!
– Neden?
– Neden mi, görürdün çıkıp gezeydin eğer.
Eteklerinde zığın saklı bildiğin orman,
Bugün barındıramaz hâle geldi bir tavşan!
O, sırtı hiç de güneş bilmeyen yeşil dağlar,
Yığın yığın kayalardır: Serâblar çağlar!
– Sabahleyin yine bir hayli nükte fırlattın!
Hayâli bol bol akıttın, serâbı çağlattın!
– Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim...
İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun; hakîkat olsun tek!
– Fenâ değil yolun amma epeyce sarp olacak!
“Odun” dedin de, tuhaftır, ne geldi aklıma, bak:
Zavallı memleketin yoktu başka mahsûlü;
Odundu, nerde bulunsan, metâ’-ı mebzûlü.
– Adam yetiştiremezmiş, demek ki, toprağımız! ..
– Lâtîfe ber-taraf amma, adam değil yalınız,
Odun da isteriz artık yakında Avrupa’dan!
– Bizim filizleri göndermesin sakın o zaman!
– Ağırca davranıyorsun... Biraz çabuk yürüsek...
– Vakit kazanmak için isterim yavaş gitmek.
– O halde kuş gibi sekmek değil midir lâzım?
Ayıp değil ya, bu sözden ne çıktı, anlamadım.
– Bu i’tirâzı niçin salladın muhâkemesiz?
Vakit geçirmeyi bizler kazanma addederiz!
– Demek ki şimdi işin yok,..
– Hayır, birazdan var
– Ne iştir, anlayabilsek... Mühim midir o kadar?
– Gidip de öğleyi Fâtih’te kılmak istiyorum;
Gelir misin? Hadi!
– Artık üşenmeden ne zorum,
Sıcakta kan tere batmak? Namazsa maksat eğer:
Sağın solun dolu mescid, beğen beğen dalıver.
– Namaz değil yalınız maksadım... Bugün bir adam
Çıkıp da va’zedecek öğle üstü halka...
– Tamam!
Zamânıdır oturup, şimdi, herze dinlemenin;
O yâve-gûları hâlâ, adam, deyin beğenin!
Sarıklı milletidir milletin başında belâ...
– Fakat, umûmunu birden batırmak iş değil a!
Bilir misin ne dehâlar yetişti medreseden?
– Dehâ mı? At bakalım, hiç sıkılma, bol keseden!
– Sıkılmadan atayımmış... Kuzum, niçin atayım?
İnanmıyorsan eğer dur ki ben de anlatayım...
– Sayıp da nâfile ma’lûm olan beş on ismi,
Yorulma: Onları ezberlemek de bir iş mi?
Fakat, şu va’zedecek herze-gû aceb kim ola?
Ne olsa hiç ya... Nihâyet, sarıklı bir molla!
– Seninle biz de, birâder, sabahleyin çattık!
İnâda karşı ne yapsın da susmasın mantık?
“Sarıklıdır” diye hiç görmeden, bilâ-insâf,
Kibâr-ı ümmeti haksız değil mi istihfâf?
Gelip de bir bulunaydın geçenki va’zında:
Kalırdı parmağın, Allah bilir ki, ağzında!
Ne var inâdına etsen de bir sefer galebe,
Benimle Fâtih’e gelsen...
– Al işte, geldim be!
– Hidâyet erdi mi? Hah, şöyle... Âferin su kuşu!
– Aman, şu düz yolu tutsak da tepmesek yokuşu...
– Uzak yakın deme artık; iniş, yokuş sorma!
Tıpış tıpış gidelim, haydi gir şu sağ koluma.

Mehmet Akif Ersoy

Henuz yorum yapilmamis. Ilk yorumu siz yapin!

×