Ziya Gökalp
| Doğum | Mehmed Ziya 23 Mart 1876 ( 1876-03-23 ) Çermik , Diyarbekir Vilayeti , Osmanlı Devleti |
|---|---|
| Ölüm | 25 Ekim 1924 (48 yaşında) İstanbul , Türkiye |
| Defin yeri | II. Mahmud Türbesi , İstanbul |
| Meslek | Toplum bilimci , yazar , şair , siyasetçi ve Türkolog |
| Milliyet | Türk |
| Vatandaşlık | Osmanlı Devleti (1876-1922) Türkiye Cumhuriyeti (1923-1924) |
| Edebî akım | Türkçülük |
| Önemli eser | Türkçülüğün Esasları |
| Etkin yılları | 1908-1918 |
Ziya Gökalp (doğum adı Mehmed Ziya , 23 Mart 1876, Çermik - 25 Ekim 1924, İstanbul ), Türk yazar , sosyolog , şair ve siyasetçidir . Meclis-i Mebûsanda ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilliği yapmıştır. "Türkçülüğün babası" olarak da anılır.
23 Mart 1876'da Diyarbakır 'da dünyaya gelmiştir. Babası Vilayet Evrak Memuru Tevfik Efendi'dir. (1851-1890) Baba tarafı 19. yüzyılın başlarında o dönem Elazığ 'a bağlı olan Çermik 'ten Diyarbakır'a göç etmiştir. Annesi Diyarbakır'ın köklü ailelerinden olan Pirinççizadelerden Zeliha Hanım'dır (1856-1923). Doğduğu ev bugün müze olarak kullanılmaktadır.
Gerek yaşarken gerek ölümünden sonra Ziya Gökalp'ın etnik kökeni hakkında birçok tartışma olmuştur. Bu tartışmayla ilgili ilk sav, Ziya Gökalp Malta 'da sürgündeyken Osmanlı Dahiliye Vekili Ali Kemal tarafından atıldı. İddiası Gökalp'ın babasının Kürt olduğu yönündeydi. Gökalp ise Ali Kemal'in bu iddiasına Malta sürgününde yazdığı ve Kastamonu'nun Açıksöz gazetesinde yayımlattığı bir şiir ile yanıt vermiştir. Çermikli ve annesi de Pirinççizadelerden olduğundan dolayı Zaza olduğu savı da mevcuttur.
Eğitimine Diyarbakır'da başladı. 1886'da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye'ye (Askeri Ortaokul) girdi, özgürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti. 1890'da amcası Müderris Hacı Hasip Bey'den geleneksel İslâm ilimleri ile ilgili ders almaya başladı. Öğrenimine İstanbul 'da devam etmek istediyse de bu imkânı bulamayınca 1891'de Diyarbakır'da İdadi Mülkiye'nin (Sivil Lise) ikinci sınıfına kaydoldu. Son sınıfta öğrenci iken beraberindekiler ile okul çıkışlarında mutad (olağan) olan "Padişahım Çok Yaşa" yerine "Milletim Çok Yaşa" diye bağırmaları soruşturmaya uğradı. Bazı anlatımlarda bir grup yerine sadece Gökalp'in bağırdığı da belirtilmektedir. O sırada okul süresinin beş yıldan yedi yıla çıkması üzerine 1894'te okuldan ayrıldı.
Liseden ayrıldıktan sonra amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı. Tasavvufla ilgilendi. Fransızca öğrenmeye başladı. Diyarbakır'daki kolera salgını nedeniyle bu şehirde görevlendirilen Doktor Abdullah Cevdet Bey ile tanıştı, fikirlerinden etkilendi. Ekonomik sıkıntılar yüzünden öğrenimine devam etmek için İstanbul'a gidememesi, ailesinin evlenmesi için baskı yapması gibi nedenler 18 yaşındaki Mehmed Ziya'yı intihara sürükledi. İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi'den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma da gösterilmektedir. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Ameliyatı yapan Dr. Abdullah Cevdet Bey ve Diyarbakır'da bulunan genç bir Rus operatördü. İntihar girişiminden sonra kendisini tekrar okumaya verdi. Özgürlüğe düşman olanlara çatan pek çok şiir yazdı.
1896'da, Erzincan Askerî Lisesinde öğrenci olan kardeşi Nihat sayesinde Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbul'a giden Gökalp, ücretsiz olduğu için baytar mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için gayret gösterdi; İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile görüştü. Jön Türkler 'den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. " Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak " nedeniyle 1898'de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı.
Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır'a sürgüne gönderildi. Yüksek öğrenimini tamamlayamayan Mehmed Ziya'nın Diyarbakır'daki amcası ölmüş ve kızı Vecihe ile evlenmesini vasiyet etmişti. Amcasının vasiyetini yerine getirmiş ve Vecihe Hanım ile evliliğinden bir oğlu (Sedat), 3 kızı (Seniha, Hürriyet, Türkan) olmuştur.
1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. Eşinin mal varlığıyla rahat bir yaşam sürdürürken el altından hürriyet çalışmalarını yürüttü. O dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.
Doğu ile Batı arasındaki kilit bağlantı noktalarından olan Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerin de karışmasına neden oldu. Onların da saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğindeki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır.
1904-1908 arasında Diyarbakır Gazetesi'nde şiir ve yazılarını yayımladı. İbrahim Paşa'nın halka yaptığı zulümleri " Şaki İbrahim Destanı " adlı yapıtında anlattı.
II. Meşrutiyet'ten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. " Peyman " gazetesini çıkardı.
Mehmed Ziya, 1909'da Selânik 'te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve örgütün Selanik'teki merkez yönetim kuruluna üye olarak seçildi. Selanik'te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalıştı. Lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurtarak bu disiplinin okullarımıza girmesini sağladı. İttihat ve Terakki Selanik Şubesi'ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Ziya Bey, çevresindeki gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlar kullanarak Selanik'te yayımlanan bir felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Bey, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı 'nı 1911'de Genç Kalemler dergisinde yayımladı.
1912'de derneğin merkezi İstanbul'a taşınınca, Ziya Gökalp de İstanbul'a geldi, Cerrahpaşa semtine yerleşti. Mart ayında Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebûsan 'a seçildi. Meclis dört ay sonra kapatılınca edebiyat fakültesinde öğretim görevlisi oldu. Kurumda onun eğitimle ilgili görüşleri kabul gördü; Darülfünun ve eğitim fakültesinde ders programları, okutulacak kitaplar onun önerileri doğrultusunda kararlaştırıldı. 1913 ve 1914 yıllarında kendisine önerilen Maârif Nazırlığı (Millî Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmedi, üniversitedeki görevini sürdürdü. 1915'te İstanbul Üniversitesinin felsefe bölümünde İctimâiyyât müderrisi (Sosyoloji öğretim görevlisi) olarak atandı. İstanbul Üniversitesindeki ilk sosyoloji profesörü idi; üniversitelerimize toplumbilim (sosyoloji), onun sayesinde girdi.
Düşüncelerini Türkçülük etrafında şekillendiren Mehmed Ziya Bey (Gökalp), İstanbul'a gelir gelmez Türk Ocağının kurucuları arasında yer almıştı. Derneğin yayın organı " Türk Yurdu " başta olmak üzere Halka Doğru , İslâm Mecmuası , Millî Tetebbûlar Mecmuası , İktisadiyat Mecmuası , İçtimaiyat Mecmuası , Yeni Mecmua 'da yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı başlarına kadar Türk Yurdu dergisinin yönetim kurulunda kaldı, derginin her sayısına bir şiir bir de yazı verdi. Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak başlıklı yazı dizisinde önemli konular yer verdi. Sonraki yıllarda Yeni Mecmua 'yı çıkardı.
Ziya Gökalp, bir yandan da eser vermeyi sürdürüyordu. 1914'te "Kızıl Elma"; 1918'de ise Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak " adlı eseri ile " Yeni Hayat " isimli şiir kitabını yayımladı.
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919'da üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklandı; dört ay Bekirağa Bölüğü 'nde tutuklu kaldıktan sonra Ermeni Kırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde kırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve mukatele (karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur. Yargılama sonucu diğer İttihatçılarla birlikte Malta'ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp, orada arkadaşlarına toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Malta sürgünlüğü döneminde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra " Limni ve Malta Mektupları " adıyla kitaplaştırılmıştır; söz konusu kitap, Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki tek eserdir.
Ziya Gökalp, 2 yıllık sürgün döneminden sonra İstanbul'a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Bir ay kadar Ankara'da yaşadıktan sonra ailesiyle Diyarbakır'a gitti, Ahmet Ağaoğlu 'nun desteğiyle Küçük Mecmua 'yı çıkardı, yazılarıyla Kurtuluş Savaşı 'nı destekledi.
1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığına atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünlü eserini yayımladı. Ağustos'ta ikinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisine Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. Ankara'ya yerleşen Ziya Gökalp, kültürel ve düşünsel çalışmalarına hiç ara vermedi; dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilip yayımlanması ile uğraştı. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbul'da 25 Ekim 1924 günü hayatını kaybetti. Divanyolu 'ndaki II. Mahmud Türbesi hazîresine defnedildi.
Osmanlı Devleti 'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlâkî ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. Bu sebepten zaman zaman batı edebiyatı ve düşüncesinin tesirinde kalmıştır. "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlâkî öğesi de İslâmdı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı'nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.
Toplumsal modeli, Émile Durkheim 'in teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizmin ve kapitalist toplumun sınıf mücadelesiyle yıkılarak sınıfsız toplumun kurulmasını hedefleyen Marksizm 'e karşı; sınıfsal ayrımları değil mesleki ayrımları gören, mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden, meslek örgütlerinin dayanışmasıyla toplumsal huzurun kurulabileceğini savunan solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. " Türkçülük " düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı. Ziya Gökalp önce Turancılık sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Türkiye Türkçülüğü fikirlerinin destekçisidir. Mustafa Kemal Atatürk kendisinden "Bedenimin babası Ali Rıza Efendi , hislerimin Namık Kemal , fikirlerimin babası Ziya Gökalp'tir" diyerek söz etmiş, fikirlerini, milliyetçi düşüncesini benimsediğini belirtmiştir.
Eski Türklerin hem feminist hem de demokrat olduklarını belirterek, Türkçülük akımıyla feminizmin birlikte doğduğunu söyledi. Bunun doğal kökenlerini Şamanizme atıfta bulunarak temellendirdi. Savaş karşıtı tutumunu da Eski Türk dinindeki Türk tanrısının da barış ve huzur tanrısı olduğu gerekçesiyle tarif etti.
1922 - 1923 yılları arasında memleketi Diyarbakır'da otuz üç sayı çıkardığı Küçük Mecmua adlı dergisinin 25 Aralık 1922 tarihinde çıkan sayısında yer alan '' Millet Nedir? '' adlı yazısında kendi soyuyla ilgili şu demeci vermiştir:
Gökalp'a göre, Alman Filozofu Friedrich Nietzsche 'nin hayal ettiği " Üstinsanlar " Türklerdir. Türkler her asrın "yeni insanları"dır. Bundan dolayıdır ki, "yeni hayat bütün gençliklerin anası olan Türklükten doğacaktır."
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş , 1995 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin Güneydoğu Raporu'na alternatif olarak MHP tarafından hazırlanan rapora ilişkin verdiği demeçte Ziya Gökalp'ın Türkçülüğün Esasları kitabından örnek alındığını açıklarken ''Gökalp, Diyarbakır'da Kürtçe konuşan bir ailenin çocuğudur.'' demesi, başta Ziya Gökalp'ın kızı Türkan Yurtcanlı olmak üzere Gökalp ailesi tarafından tepkiyle karşılanmıştır.
Kaynaklar & Referanslar
Wikipedia (TR): https://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_Gkalp
[…] — Ziya Gokalp […]